11/13/2010

Samsung Freeform with metroPCS


Metro PCS is a mobile phone service provider. Although it is not known widely, It is the 5th largest mobile telecommunications network in the US. According to their offical web site; As of September 30, 2010 MetroPCS has approximately 7.9 million subscribers. Company uses fixed rate - no contract, unlimited policy for all of their customers and uses code division multiple access (CDMA) tech.

Unlike GSM, CDMA technology doesn`t use subscriber identity module (SIM) card. So you can`t use your CDMA phone with different service providers. I have used Metro PCS with Samsung Freeform CDMA phone for 3 months. First of all if you are live in urban area in the U.S. this is a good choice for you. But when you are in travel or out of town, most probably your phone will be useless. Because CDMA has not covered all areas yet.

The great advantage about MetroPCS is there is no contract. You pay a flat rate each month, and get unlimited talk time and unlimited international call to over 1,000 destinations in 100 countries. Also it has lots of good services. When $50 unlimited plan is selected, you can reach these absolutely free:

MetroWeb: MetroPCS's mobile web (MetroWEB currently does not support Flash)
Metro411: MetroPCS's Premium Directory Assistance.
@Metro: MetroPCS's mobile store for ringtones, games, wallpaper, and apps.
MetroStudio: MetroPCS's @Metro replacement on newer phones. Optimized for use on the Samsung Craft. It allows users to purchase and download full music tracks, stream on demand video, buy games and apps.
MetroNavigator: MetroPCS's GPS service (absoulety perfect)
Screen-it: Manage your calls better by seeing the caller’s name before you answer, even if it is not stored in your phone’s personal contact list.
GroupLINE: MetroPCS's service that allows multiple phones to share the same number. When the number is called, all phones ring simultaneously until the call is answered on a phone or is sent to voicemail.
myMetroMail: MetroPCS's email service. ##########@mymetropcs.com It is powered by Windows Live Mail.
mail@Metro: MetroPCS's email client
MyExtras: A free service offered by MetroPCS that delivers rich and interactive text messages to subscribers who have registered the app.
Loopt® GPS Friend Finder: Find your friends (using real-time maps) and share what’s up on the go.



Lets talk about Samsung Freeform. Of course it is not a smartphone but I have bought it from BestBuy on sale just $40 (now 79.99). I think that is Great deal for 40 Bucks! In addition to that you can use all services are listed above with this phone. You can look into specifications below:




Built-in 1.3MP digital camera
Moderate quality
Text and multimedia messaging
Full QWERTY keyboard but too small buttons
Internet and e-mail capable
Basic browser and it does not java support.
Operates on tri-band wireless networks
CDMA
Color display
Built-in MP3 player
For listening to music on the go.
Bluetooth enabled
For hands-free communication using a Bluetooth headset (not included).
Built-in media card slot
Lets you access additional content via media cards (not included).
Vibrate mode
Notifies you discreetly of incoming calls and voicemails.
Speed dialing
Makes it easy to place a call by pressing a preprogrammed button.
Up to 500-entry phone book
Lets you store multiple numbers for your contacts.
Hands-free speakerphone
Allows you to keep your hands on the wheel while driving.
Up to 3 hours talk time and 200 hours standby
With included lithium-ion battery.

2/02/2010

iPad


Sevgili takipciler. teknoloji severlerin yakından takip ettiği ve sonucunda 27.10.2010 tarihinde Steve Jobs tarafından tanıtımı yapılan Apple’ın yeni multi-media tableti iPad, bugünkü konumuzu oluşturmakta…

Tanıtımdan sonra özellikle ülkemizdeki tüketicilerin büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını çeşitli platformlardaki yazı, haber ve yorumlardan net biçimde görebiliyoruz. Görünen o ki; bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma özelliğimiz halen devam etmekte ve nedendir bilinmez ama almadıkları ve henüz test etmedikleri bu yeni çıkan ürünün sadece adından dolayı kadın pedi ile özdeşleştirilmesi (ulusal gazetelerde sözümona köşe yazarları düzeyinde!) de oldukça garip olmanın ötesinde hala nerelerde olduğumuzun da göstergesi durumundadır.

Gelelim iPad’in teknik özelliklerine buyrun buradan yakın:

4:3 formatında 9.7 inch (20 x 15 cm) TFT LCD ve LED Backlight ekran
1024 × 768 pixel, 132 PPI
1 GHz Apple A4 SoC
16, 32 veya 64 GB bellek seçenekleri
Bütünleşik 802.11abgn ve Bluetooth 2.1 + EDRiPhone OS 3.2
Built-in lithium-polymer 25 Wh
1.5 pounds (680 g)
9.56 inches (24.3 cm) x 7.47 inches (19.0 cm) x 0.5 inches (1.3 cm)
10 saat aktif, 1 ay inaktif standby


Sensörler
Accelerometer
Ambient light sensor
Digital compass

Veri girişi
Multi-touch touchscreen display, headset controls, proximity ve ambient light sensor, 3-axis accelerometer, digital compass

Eksiler
Flash desteği
Copy/past
USB girişi
Hafıza kartı


Eleştirilerde en sık anılan şey; Apple’ın neden yeni bir ürün çıkarmaktansa iPhone’un hormonlusunu çıkardığı. Bizim tüketim mantığımıza göre basamakların şu şekilde ilerlemekte olduğunu görüyoruz.

1.Cep telefonu piyasaya çıkar ve sadece mesaj gönderme özelliğine sahiptir.
2.Yeni versiyonda mesaj atabilir + MMS gönderebilir ve renkli ekranlıdır
3.Yeni versiyonda Radyo özelliği vardır + kızılötesi iletişim kurar
4.Yeni versiyonda VGA kamerası vardır + polifonik müzik çalar
5.Yeni versiyonda MP3 çaları vardır + MP kameralıdır
6.Yeni versiyonda 2 kamerası vardır + uçar kaçar vs…

Soru: Kamerayı kaç kere kullandın?
Cevap: 3
2.Soru: 3G’de kaç kere maç izledin?
Cevap: Hiç

Gerçekten; bu teknoloji harikası 5 kameralı, dokunmatik ekranlı uçan kaçan makinaların hangi özelliklerini tam anlamıyla kullanmaktayız sorusu ise oldukça düşündürücü. Yani bilinçsiz tüketiciler olarak işimize yaramayacak, belki hiç kullanmayacağımız özellikler en temiz ifadeyle bize yutturulmakta.

Fakat yorumlarda hala şu soruyla karşılaşmaktasınız “iPad’in neden telefon özelliği yok?” “neden kameralı değil” vb. Açıkçası Apple firmasının avukatı konumunda olmak istemem ve hiçbir yeni çıkan ürünün eksiği yoktur diyemeyiz. Fakat akla mantığa uygun eleştiri ve isteklerde bulunmak gerektiğini düşünüyorum.

Öncelikle Steve Jobs adlı kişinin temel özelliği, piyasayı yani müşteri istek ve beğenilerini çok iyi okumaktır. Apple’ın isminden tutun da logosuna, ürünlerinde kullandığı biçim ve renge kadar bunu net biçimde görürsünüz. Gelelim iPad’e. Burada da çok iyi bir piyasa analizi yapıldığı düşüncesindeyim. Bizler artık internet bağımlı kişileriz (bu eskiden olsa psikolojik bir rahatsızlık olabilirdi ama toplumun geneli yapınca rahatsızlık olmaktan çıkıyor :). Dolayısıyla bu alanda cep telefonları ile dizüstü bilgisayarlar arasında bir boşluk doğdu. İnsanların her an yanlarında taşıyabileceği aynı zamanda da büyük ekranda kaliteli içerik izleme, görüntüleme ya da e-kitap, e-gazete okuma gibi ihtiyaçları oluşmuş durumda.

Bildiğiniz gibi Amazon Kindle’dan sonra e-kitap pazarı da oldukça hareketlendi buna gazete ve diğer yazılı medyayı da rahatlıkla ekleyebilirsiniz. Tabi ne yazık ki okuma oranlarının yerlerde süründüğü ülkemizde bu özelliklerin ya da bu ihtiyacın ne kadar karşılandığının pek önemi olamaz. Önemli olan kamerası var mıdır yok mudur?

Sonuç itibariyle bu yeni ürün tüketicilerin iPhone ve iPod Touch ürünlerinde aldıkları içeriği çok daha kaliteli ve uzun süreli alma şansı vermekte. Buradan da firmanın iPad’in kendisinden öte içeriğin bulunduğu iTunes ve yeni kullanıma sunduğu iBooks satış rakamlarında çok ciddi bir artış beklentisi olduğunu söyleyebiliriz. Son olarak ürün fiyatlarını aşağıdaki listede bulabilirsiniz.

6 GB - 499 dolar
32 GB - 599 dolar
64 GB - 699 dolar

3G bağlantı desteği isteyenler ise:

16 GB - 629 dolar
32 GB - 729 dolar
64 GB – 829 dolar

1/10/2010

Munich


İş güç derken epeydir güncelleyemediğim yazılarıma; 2010 şerefine Münih ile başlıyorum. Evet gittik, gezdik-gördük, hem gidecek olanlara hem de Bavaria’nın başkenti bu güzel ve büyük şehri merak edenlere amme hizmeti olarak anlatalım istedik ki onlar da gezerken rahat etsinler…









Gidilecek yerlerin başında yine Marienplatz’da bulunan Hofbräuhaus, bira evi burasızamanında Hitler’in konuşma yaptığı bir yer şimdilerde ise içip kudurma adresi olarak kullanıyor. İkinci yer Deutsche Museum, girişi €10 civarında olması gerekli. Ben bilim insanıyım, meraklıyım, müzeciyim, fotoğraf çekerim diyorsanız bir gününüzü buraya ayırmanız gerekiyor (Ben 4,5 saat gezmemem rağmen hala 3-4 galerisine girememiştim). Bunun dışında daha irili, ufaklı ücretli, ücretsiz 30-40 müze daha bulunuyor. Herhangi bir müzeden diğerlerinin listesini almanız mümkün ya da internette küçük bir tarama. Bir başka gidilecek yer yine müze kategorisinde düşünülebilir; BMW-Museum Munich mutlaka görmelisiniz. Yok benim arabayla, motorla işim olmaz demeyin burası ayrı bir yer. Gerek düzenlemesi gerekse verdiği bilgilerle sizi başka bir dünyaya götürüyor. Belli olmaz yeterince paranız varsa yandaki BMW Welt’den bir tane kapar dönersiniz belki. Bir günü de burada yersiniz benden söylemesi. Hemen yanında 1972


Münih’de dolaşırken mutlaka Almanca bilmenize gerek yok büfedeki amca dahi size cevap verecek kadar İngilizce biliyor. Dolayısıyla İngilizce bilmeniz yeterli. Hatta bazen cevap “Hocam buradan düz gidiyosun ilk sağa sap hemen önünde” gibi de olabiliyor. Satıcılar ve kasiyerler bizim alıştığımızın biraz dışında orada müşteri velinimet falan değil, kendinizi nimetten sayarsanız poşeti kafanıza yiyebilirsiniz. Alırsan al almazsan alma mantığı geçerli aklınızda olsun.
Şehrin bugünkü halini gördükten ve müzelerini gezdikten sonra bu şehrin dünya savaşlarında durmadan bombalanmış ve tüm altyapısının yerle bir edilmiş olduğuna pek inanamayacaksınız. Bu kadar temiz, düzenli çalışan ve gelişmiş bir şehir yaratabilmişler. Elbette bu ancak çok çalışma ile oluyor. Sonuç itibariyle kıskanmamak elde değil adamlar yapmış, darısı başımıza J Gidip göreceklere şimdiden iyi eğlenceler…
Olimpiyatlarının düzenlendiği Olympic Park Munich var. Hızlı bir hareketle bu iki yeri aynı günde de çıkarmanız mümkün. Ve tabii şehrin merkezi olan yukarıda sürekli bahsettiğim Marienplatz. Burada pek çok görülmesi gereken yeri yan yana bulacaksınız; bunların başında 19.yy sonlarında inşa edilen ama görünüşte size ortaçağı anımsatacak olan Rathouse (belediye binası) geliyor. Belediye binasının nesini görecem demeyin Avrupa’nın çoğu yerinde olduğu gibi burada da en görkemli olan bina bu. Bir bizde en dandik binaları belediye binası yaparlar adına da belediye sarayı derler J Bunun önünde zaten 1500 adet kadar fotoğraf çekersiniz. Bu alandaki bir diğer gezilecek yer Munich Frauenkirche; Dev ikiz kulelerinden bu kiliseyi rahatlıkla tanıyabilirsiniz. İçini de gezmeniz mümkün. Son olarak tavsiye edebileceğim yer Dünya savaşlarında bombalanan ve sonrasında tekrar aslına uygun biçimde inşa edildiği söylenen Rezidens (saray) ve Opera binası. Sarayı gezmeye fırsat bulamadım ama söylenilenlere göre bunun içinde bir güne daha ihtiyacınız olacak.
Gidilecek çok yer var bu yüzden gezmeyi sevenler için söylüyorum iyi bir planlama yapmanız gerekiyor. Eğer yeterli sayıda bir grup oluşturabilirseniz, şehrin merkezinde ya ücretsiz ya da düşük ücretli şehir turu hizmetleri veriliyor. Ama size tavsiyem kendi kafanıza göre takılmanız olacaktır.
Nereye gidilir?
Alman mutfağına özgü menü sunan lokantaları şehrin merkez noktası Marienplatz yakınlarında bulmanız mümkün. Ayrıca gün içinde açıktığınızda fırınlardan (Rischart’ı tavsiye derim. En köklü ve çok çeşidi bulabileceğiniz fırın) kahve ve atıştıracak bir şeyler almanız mümkün. Bu atıştıracakların başında Brezel geliyor. Bizdeki simitin karşılığı yani onun kadar popüler biraz daha sert ve şekli değişik o kadar.
Münih büyük ve kalabalık bir şehir olduğu için hemen her milletin mutfağını bulmanız mümkün. Fakat yeme-içme her nerede olursa olsun tuzluya patlıyor. Hangi mutfağı tercih ederseniz edin eğer dışarıdaysanız minimum kişi başı €20 harcarsınız. Tavsiyem bayerische mutfağını kesinlikle denemeniz. Büyük ve bol soslu et parçaları ve yanında çeşitli garnitürler (ekmek ya da patates topları gibi) bu mutfağın ana elemanları. Domuz etiyle problemi olanlar hindi ya da tavuk gibi alternatifleri bulabilmekte. Fakat yine de dikkatli olmalısınız bu sefer de iç malzemelerde domuz eti ürünleri kullanabilirler. Tatlılar ise yine hamur ağırlıklı ve öküz doyuran biçiminde. İçecek konusunda ise fazla söze hacet yok sanırım. Almanların ünlü beyaz birasını (weise beer) mutlaka deneyin. Burada içtiğiniz markalara pek benzemiyor zaten o şekilde de servis edilmiyor.
Ne yenir ne içilir?
Şimdi geldik merkezden şehrin içine nasıl yayılacağımıza burada U-Bahnlar (metro) devreye giriyor. U ve S-Bahnlar, Deutsche Bahn (DB) bağlı ayrı işletmeler. U türünde olanlar, ki bunlar U1, U2,…U6 gibi numaralarla gidiyor, genelde şehrin iç noktalarına ve yerin altında giderken, S-Bahn daha uzak noktalara ve genellikle dışardan gitmekte. Kendinize uygun Bahn türünü ve numarasını, her yerde ücretsiz bile bulabileceğiniz haritalardan temin edebilirsiniz. Trenlerin nereden ve nereye gideceğini bulmak noktasında ise tahmin edebileceğiniz gibi ortalama zeka seviyesi kıstas alınmış. Dolayısıyla kimsenin zorlanacağını sanmam. Trenlere biletsiz binebilirsiniz fakat yakalanırsanız da 2€ olan yere €40 verebilirsiniz. Bu yüzden her yerde olan otomatik bilet gişelerinden kendinize uygun tarifeden bilet alıp, hangi tarihler arasında kullanacağınızı da ayrıca belirlemeniz gerekmekte. Aldığınız bilet tüm toplu taşım araçlarında geçerlidir.
Münih’e gitmenin en kolay yolu her yere olduğu gibi havayolu. Şehre Almanya’nın 2. büyük havalimanı olan Münih Franz Josef Strauss Havalimanı’ndan giriş yapıyorsunuz (Eğer Pegasus gibi küçük firmaları seçerseniz teee limanın bir ucunda bırakıyorlar dolana dolana merkezi siz bulacaksınız). Bu arada son derece lüks olan Ankara, İstanbul ya da Antalya gibi hotel lobisi benzeri bir yer beklemeyin, aslında bizimkilere göre köhne bile sayılabilir. Fakat çok büyük. Buradan şehir merkezine ulaşmanın yolu, temel ulaşım araçlarından biri olan S-bahn (banliyö treni). Yaklaşık 40 dk gibi bir sürede sizi merkeze ulaştırıyor. Geldiğiniz yerin adı çoğu Alman şehrinde olduğu gibi Hauptbahnhof (Merkez Gar İstasyonu) Munich’de tüm hemşehrilerinizi bu bölgede; dönerci, barcı, kuaför, incik-boncuk satıcısı olarak bulmanız mümkündür. Nedenini anlamak da çok zor değil. Çünkü şehirde ilk buluşulan ortak nokta burası. Hauptbahnhof’un içinde ise yok yok içi bir çeşit avm. İstediğiniz çeşit ve görece makul fiyatlarla yiyecek-içecek bulabilirsiniz. Bunun yanında kıyafet, kitap, tabacco shop, turistik hediyelik eşya, zırtpırt gibi şeyleri gece geç saatlere kadar ve tatil günleri buradan temin edebilirsiniz.